Harun Berber

Harun Berber



24 Temmuz'dan yeni bir var oluşa...

25 Temmuz 2020 - 18:44

Ülkemizdeki gündem bir hayli yoğun bu sıralar, Libya, Yunanistan, sosyal medya yasası, Doğu Akdeniz, Azerbaycan bir çırpıda ilk akla gelebilecek konular ve dahası!
 
Farklı bir gündem kaleme almak sizlerle paylaşmak, dertleşmek isterdim lakin Ayasofya benliğim üzerimde öylesine büyük bir etki bırakıyor ki ne tarafa baksam nafile, aklım da fikrim de bu sıralar Ayasofya diyor.
 
Tarihimizin o şanlı günlerini hep tarih kitaplarından okuyup gururlanırken o an ülkemizin içinde bulunduğu çeşitli zorluklardan dolayı bizleri mahzun bir hava kaplardı, inancımız da heyecanımız da belki de bugünden farklı değildi o günleri hatırlayanlar ne demek istediğimi iyi bilirler, dünya üzerindeki hatta ülke içerisindeki durumumuz ortadaydı.
 
Atalarımızın tarihte bizlere yaşatmış olduğu başarıları ancak ders kitaplarıyla ya da sinema filmleriyle tatmin yoluna gidebiliyorduk. Daha fazlasını aramak, dillendirmek ülke içerisinde her türlü linçe katlanmaktan geçiyordu. Rahmetli Necip Fazıl Kısakürek’te bu linç kültüründen nasibini almış sayısız insanlardan sadece biridir.
Bir şiirinde Ayasofya için,
Gençler! Bugün mü, yarın mı, bilemem!
Fakat Ayasofya açılacak!..
Türk'ün bu vatanda kalıp kalmayacağından şüphesi olanlar, Ayasofya'nın da açılıp açılmayacağından şüphe edebilirler.
Ayasofya açılacak...
 Hem de öylesine açılacak ki, kaybedilen bütün mânalar, zincire vurulmuş masumlar gibi onun içinden fırlayacak!..
Öylesine açılacak ki, bu millete iyilik ve kötülük etmişlerin dosyaları da onun mahzenlerinde ele geçecek...
 
 
*****
 
'Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi'
 
Geçmişten bu güne bizler Fatih’in emanetine sahip çıkarak Atamızın bizlere bıraktığı kutsal aynı zamanda gücümüzün simgesi olan bu mabedi aslına döndürmenin huzurunu, gönül rahatlığını hamt olsun ki şu aralar doyasıya yaşamaktayız.
 
İçimizdeki Helenist batı sevdalıları Sultan Mehmet’in vakfiyesinin her okunuşunda korkaklıklarından olacak ki vakfiyeyi kaleme alan Atamıza cesaret dahi edip yöneltemedikleri ağır eleştirileri ‘kızım sana söylüyorum gelinim sen anla’ densizliğiyle acımasızca okuyana, hatırlatana yöneltiyorlar.
 
Büyük bedeller ödenerek alınan şehrin kılıç hakkı Ayasofya için mülk sahibi Fatih Sultan Mehmet Han bu mabedin korunması ve sahip çıkılması gerektiğini hatırlatarak bizlere emanet etmekle kalmamış gelecek yıllar için Ayasofya vakfiyesini kaleme almış tarihin içine adeta not düşmüştür.
Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların la'neti üzerlerine olsun. "Ebeddiyyen Cehennemde kalsınlar, onların azapları asla hafifletilmesin ve onlara ebeddiyyen merhamet olunmasın. Kim bunları duyup gördükten sonra değiştirirse, vebali ve günahı bunu değiştirenlerin üzerine olsun.’
‘Amin’ demekten başka diyecek kelime bulamadığım Vakfiyenin beddua kısmı bir kısım azgın zümreyi hakaretlere varacak kadar aymaz yapabiliyor, rahatsızlıkları aslında kendilerini ele vermiş olmanın psikolojisi midir?
Bu süreçte öylesine korkaklar ki kendilerini asla öne çıkarmıyorlar, maşalarını kullanıyor, piyonlarını öne sürüyorlar.

*****
 
İçimizde Ayasofya-i kebir cami-isini hala içine sindirememiş sözüm ona adaletten ve hukuktan bahseden ufak bir zümre Caminin hala 1453 yılından bu yana Fatih’in tapulu malı olduğunu unutuveriyorlar!
Yine içimizdeki o tarihten, uluslararası hukuktan bir haber aydın görünümlü fikir yobazları Yunan’ın Helenistik sempatilerini adeta ayyuka çıkarırcasına savunarak Bizans’ın ülküsü emeli doğrultusunda yorumlar ve demeçler vermeyi görev kabul ediyorlar.
Ayasofya-i kebir-i cami şerifin hala kafasının içerisinde bir parçada olsa kilise veyahut müze olarak görmek isteyen içimizden birileri varsa anlasın ki, mesele basit adli bir vaka değildir, sadece haklıyı haksızı aramak da değildir mesele içimizdeki benliği ortaya çıkarmaktır.
Yüzyıldır süregelen ve bizlere yaşatılmak istenen süreç batının ve Avrupa’nın dünyanın efendisi diğer ülkelerinde yancısı olduğu algısından, rolünden kurtulabilmektedir.
Kısacası artık bu, zincirleri kırmaktır!
Uzun lafın kısasını duymak isteyen varsa hala aramız da,
Emevi komutan Tarık Bin Ziyad’ın İspanya seferi sırasında tedirgin olan bazı askerlerine geriye dönüşün olmayacağını anlatmak için söylediği şu tarihi sözle yazıma noktayı koymak isterim.
Haberiniz olsun gemileri yaktık!

YORUMLAR

  • 0 Yorum